Şerefe

 Müziğin ruhlara tesirine inanırım. Sevginin sahip olduğu iyileştirici güce de. Bazen karmaya da. Doğanın bir parçası olan insanın ona karşı kayıtsız zaafiyetine de. Zamanın illüzyondan ibaret olduğuna da. Farkındalığın kudretine, deneyimin bilgeliğine, mücadelenin muhteşem tatminine. İnandığım pek çok şey var, herkes gibi. Beni daha iyi mi hissettiriyorlar yahut daha güçlü? Üzerimde pozitif bir etki bırakmaları şart mıdır, onları ben yaratmadım mı? Kendi fantezi dünyamın ürünleri. Benim gören gözlerimin, duyan kulaklarımın, tüm duyumlarımın tezahürleri. Bunu nasıl böyle somutlaştırırım? Kulağa rasyonel gelmeyebilir. Zihnin de kendi duyu organları vardır. Ben buna da inanırım.

 İnanmanın pozitif çağrışımının olduğuna dair genel bir kanı mı var dersiniz? Kanının da ötesinde, belki bu, her zaman iyiye odaklanmamızı öğütleyen o felsefenin bir parçasıdır. “İyi düşün iyi olsun” baskısının içselleştirilmesi sonucunda kavramı yalnızca yüzünde tebessüme neden olanlara çeviriyorsundur. Bunu bir mizantropist ile sohbetinde geçirdiğinde aklına yalnızca ‘iyi’ler mi gelirdi, halihazırda akıl panosunda insanların canavarlıkları çakılı durur iken? Çok fazla hayal kırıklığını içinde barındırdığını belirten bir kimse için ise başa çıkılması güç bir zulüm nesnesi haline gelmiş olması çok olası. Olsun. Biz yine de beynimize oyunlar oynamaya devam etmeyelim mi? Ona hükmedecek yetkinliğe sahibiz. “Her zaman geleceğe umutla bak”, “Hep iyi düşün”, “Tüm negatiflikleri aklından sil”, “Sadece kendine ve ‘zaman’a inan, güven”. His dünyamızı bu denli disipline etmeye çalışmalı mıyız? Sürekli iyiyi düşünmek, buna inanmak zorundayım düşüncesinin üzerlerimizde yaratacağı baskının, manipülasyonun yıpratıcılığına da inanıyorum. Temel olarak nötrlüğe karşı konumlanmış olan bu inançlarımızın bize var ettiği her türden ‘ekstrem’ yoğunluktaki duygu asıl olarak ruhlarımızı baskılayan detaylar haline gelmez mi? Pek tabii herkesin kendi bataklığında debelenip durması gerektiğini ideal görmediğim aşikardır sanıyorum. Benliğimizin içinde bulunduğu her durumun yaşanmasına izin verilmesinin gerekliliğine ve rahatlığına inanıyorum.

 Peki, şu an yalnızca inanmanın olumlu genellemesi ile hareket etmek ve bunun üzerine düşünmek istediğimde sormak isterim: Onlara sahip olmak ve onlarsız kalmak arasındaki uçurum çok derin değil midir? Sadece dipsiz bir kuyuda iken sana merdiven mi oluyorlar? Ya da karanlıkta yolunu bulman gerektiğinde?  Hiç bilmediğin bir yerdesin, kaybolmamak adına, pusulaya ihtiyaç duyduğun için mi sarıldın onlara? Kendi yaşamının yargıcı yine kendin olamadığın için mi kendine Tanrılar yarattın? Güçsüzlüğünden, zayıflığından kurtulabilmek için buna sığınmalıydın. Kötü eylemlerde bulunduğuna inandığın kimselerin karşısına çıkamadığın için bunu senin için yapabilecek bir kuvvete ihtiyacın vardı. Böylelikle büyük bir gönül ferahlığı ile yatabilirdin yatağında. Aksini düşünmek seni güzel, derin uykundan edecekti. Sağlıklı yaşam için uyku elzemdir. Böylece inançların seni sağlıklı kılmış oldular. Bütün korkularının karşısında inançların olmadan durmak daha büyük bir korku yaratıyorsa üzgünüm, bu bir zehirlenmedir. Pharmakon. O halde, korkudan ve fanatizmden arındırılmış tüm inançlarımıza!