Size güvenle ve rahatlıkla geçip gidebileceğiniz bir patika vadediyorum. Böylelikle varış noktanıza doğru yol almakta iken engebeli, dikenli yahut yanlış yollara girerek ne acı çekmek durumunda kalacak ne de değerli vaktinizi heba etmiş olacaksınız. Ben hep buyururum. Kaba ve en açık ifade ile: Benim yolum yoldur. Salt hakikat buradadır. Bu enginliğimi insanlara aktarmayı vazife edinmiş olmam da size sunulan bir lütuftur. Değer bilin. Bilmediğiniz takdirde bu sizin ahmaklığınızdır. Nutuklarıma kulak kabartmayı seçmeyen herkes gaflettedir. Sizi uzaktan izleyerek seçimlerinize aşağılayıcı gözlerle bakacağım. Üstün aklım dolayısıyla size acımak zorundayım.
Tanıdık mı? Muhakkak. Uğruna çaba sarf ettiğin emelini, çaban sonucunda ulaşmış olduğun zaferi anımsa. Hangi kapıları çaldın? Kaçı yüzüne kapandı? Kaçı hiç açılmadı? Şimdi düşman mısın tüm beklentilerini yerle yeksan etmiş olan o kapılara? Merak ediyorum: İçine giremeyeceğin tüm o eşiklerle karşılaşman yerine sana doğrudan hedefine varacağın kapıyı aralayabiliyor olsaydım bana şükran duyar mıydın? Muhtemelen duyacaksındır. Senaryoları kıyasla. Yüzleşmek zorunda kaldığın tüm barikatlar gözünün önündeyken bunlarla uğraşmanı hiç de gerektirmeyecek yeni bir gerçeklik ile yüz yüzesin. Dikenli teller ve dikensiz çiçek bahçeleri arasındaki bu kıyaslama içinde ilkini seçmek ahmaklık olarak gelmeyecek mi? Uğrakları hiç görmemiş olsaydık böyle diyebilirdik, belki. Çiçek bahçelerini istemiyorum. Hayır, hayır. Her bir amaç için olağanüstü mücadele vermemiz gerekmez. İçinden sıyrıksız çıkılan savaşlar da savaştır. Her hikaye aynı yazılamaz. Yazılmasın da, naçizane. Onlar bunu anlamazlar, anlamak gibi bir niyetleri de yoktur. Her yazgıda payları olsun isterler. Kendileriyle ancak bu şekilde gurur duyabilirler. Kendi omuzlarını böyle öperler.
Sana kazanımlarımı anlatacağım. Bilmelisin ki benim yaşamım, her saniyesi dikkate değer tecrübelerin toplamıdır. Hissetmen gereken şeyleri öğütlerimden ayıklayacaksın. Eleğini geniş tutanlara ne olduğunu görmedin mi? Mutluluklarında dahi acizlik vardı. Delirmiş gibilerdi. Ancak bir deli bu denli kayıtsız kalabilirdi.
Ben deliliği tercih edeceğim…
Seni tanımıyorum. Bana sunmak istediğin kadarın ile ancak kara kalemini çizebilirim. Nitekim bana tüm benliğini sergilemek istesen de bunu yapamayacaksın. ‘Sen’i oluşturan ögelerin yansımalarına tanık olmakla yetinmeliyim. “Senin yerinde olsaydım…” Bu cümleye karşı mesafeli durmak gerekir. Ve mesafeden bir haber olan buyuruculara da…
