Büyük belirsizlikler içindeki dünyayı anlamlandırmak istedik. Düzensizlikler içinde düzen arayışı, düzen içindeki düzensizliklere karşı bir başkaldırı. Bir mana. Halihazırda nereden nereye gideceğimiz, hangi kabloyu keseceğimiz de belli miydi? Kırmızı mı mavi mi? Sana özel yazılmış senaryonda hepsi yer alıyor ancak sen “an” geldiği vakit erişebileceksin bu bilgiye. Sonsuz olanın korkuttuğu gözler determinizmin iyimserliğinde böylece sakinlik buldu. İyimserlik evet, aksi takdirde kelebek etkisi düşünüldüğünden daha ağır olabilirdi. Şu anda saat 00.32’de bu yazıyı yazıyor olmam pek tabii benim irademle gerçekleşiyor. Bu konuda bir illüzyon içinde olduğumu mu düşünüyorsun? Eylemim pek çoktan kodlanmış olan milyonlarca düğümün yalnızca bir halkası mı? Bu belirlenmişlik bana “sen yalnızca bir oyuncusun” diye fısıldıyor. Rolünü oyna ve sahneden ayrıl. Kozmolojik bir satrancın taşları. Hamleler hep çok açık. Tembelliğimden ve sorumsuzluğumdan da evreni sorumlu tutmak için beni tutan ne olacak o halde? Şuncacık benim mutlak yasalara tesirim ne olsun ki? Yöneldiğim yollarda irademin zincirlerini ardımda sürürken her türlü yargıdan da muaf tutulmalıyım. İyimserlikten söz ettim, bunun içime su serpmesi gerekirdi, boşlukları böylece dolduracaktım. Kaosu gözümde küçümser gibi mi göründüm? Belki de her şeyin nizami olmasını beklemek daha çılgıncadır.
Biliyorum çoktan örüldü iradem. Salt özgürlüğün rasyonelliği çok demode. Geçmişten bugüne dek bilinçli yahut bilinçsiz olarak yetiştirmiş olduğumuz yargı polislerinin karar anlarımızda nefeslerini ensemizde hissedeceğiz. Bugün elimizin gittiği, gözümüzün aradığı tüm o şeylerin bir nedeninin var olduğunu, hiçbir seçimimize sıfır noktasından başlayamayacağımızı kabul edebiliriz. Bütün bu nedensellik günden güne özgürlüğümüzden pay alıyor gibi gözüküyor. Kendimizi azade kılamamamız, hiçbir vakit özgür iradeden bahsedemeyecek olmamız nasıl hissettiriyor? Kaderci birine nazaran daha huzursuz hissedeceğim kesin. Mutlak yazgıya güven ve arkana yaslan. Başka da bir seçeneğin yok zaten. Daha sempatik kabul edilebilecek bir ifade ile kaderin cilvesi ya da evrenin tabi kanunlarının tüm o kapsayıcılığının tezahürleri. Kendi yaşamının iplerini kendi ellerinde tutamayacağın gerçekliği. Pek savurgan bulduğum bir boyun eğiş. Ayrıl yapılmalı. Kabul etmek ile boyun eğmek eş değildir.
Mutlak olarak var kabul edemeyeceğimiz unsurları hepten kapı dışarı etmeli miyiz? Ara formların hakimiyetine ne demeli? Evet, beni yontan, şekillendiren, algı süzgecimde iyi yahut kötü olarak yer alan tüm unsurlar irademi oluşturdu. Özenle üzerinde çalışarak, başlı başına kendi arzularım ile yaratamazdım onu. Yaşam halkaları zincirinin parçası olarak bu imkansız. Bunlarla bir derdim yok. Kabul etmek, nötr kalabilme yetkinliğini sergileyebilmektir. Ya o gün menüdeki ötekilerden seçseydim? Şunlar böyle olmak yerine ya şöyle olsaydı? İşte, kabullenmenin sakinliğinin en büyük düşmanı bunlardır. Farkındalığın irade üzerindeki gücünün ise pek hafife alındığını görüyorum. Her bir yanımızı çevreleyen iplerin varlığını hissedebiliyor olmanın yaratacağı bir fark olmalı. Üzerimdeki her bir ilmekten kavrayabildiğim kadarını çözebilir miyim? Elde edebileceklerimiz konusunda kötümser değilim. Hepsini çözemediğim için katettiğim mesafenin anlamı zedenelecek diye tedirgin olmalı mıyım? Buna hiç gerek yok. Kontrol arzusunun dizginleri her daim tutulmalı.
