Şenlik

 Yeni bir yıl, yeni bir başlangıç.  Şahsen, değişen yalnızca takvim yaprakları diye düşünmek isteyenlerden değilim. Her şeyin bakış açısından ibaret olduğunu biliyor isek kendi dünyamızda kendi yenilerimizi yaratmakta da son derece özgür olmalıyız. Gelecek günlerden, aylardan her birimizin farklı dilek ve beklentileri olacaktır. Sabit bir dileğim var: yaşamak. Nefes alıp vermek değil. Yalnızca müthiş mutluluklarla karşılaşmak değil. Yaşamak. Gerçekten hissetmek. “Şu anda neler oluyor?” diye sorgulayacağım o şeylerden söz ediyorum. Daha önce hiçbir suretle benliğime zuhur etmemiş o şeylerden. Pek tabii yine de “yeni” fikirlerinin hep cezbedici olmasını isteriz değil mi? O halde dileğime yeni bir demirbaş eklemeliyim: kucaklayamayacaklarımı uğurlayabilmek.

  Çok koşturuyoruz. Birçok şey için. Realiteye gem vurmayalım, zorunluluklarımızı da yok sayamayız. Kendi hakimiyetimiz altında kendimize atfetmiş olduğumuz misyonlara ne demeli? Benliğe dönük hedeflere bayılırım. Kendimin daha iyi versiyonuna ulaşmak adına ne yapabilirim? Rotamın ana sorusu. Dikkat etmem gereken bir şey var. Kendimi hafif kılmak adına atacağım adımları kaygı ile yürüyor olmakta bir sorun olduğunu siz de görebilirsiniz. Daha güçlü olmalıyız. Daha başarılı. Daha ve daha. Aksi ile karşılaşırsam? Daha güçlü olmak adına neyi yapmam neyi yapmamam gerektiğini çoktan belirlemişken. Kendi yaratmış olduğum senaryomda karşılaştığım o yabancı ile nasıl başa çıkacağım? Artık kendimi daha güçlü kılamayacağım. Kılıcım artık yeterince keskin değil. Sorun hesaba katamadığım bilinmezler mi?

 Ayna önünü uğrak alanı olarak gören kimsenin kendisiyle en yakın mesafede duruyor olduğunu düşünmek çok basit. Kendine hakimiyetinin tezahürünü yansımalı camlar ardında mı bulacaktın? Kendimi öyle iyi tanıyorum ki, işte orada öylece duruyorum. Çehremden okuyabiliyorum kendimi. Bir fantezim var. Kendi yaşam sahnemde rolüm devam ederken neler olup bittiğini geniş bir pencereden, üçüncü kişi gözüyle izlemek. Orada neler olup bitiyor izlemek keyifli. Sana yaklaşmanın en kestirme yolu senden olabildiğince uzaklaşmaktan geçer. Sen istersen yine de elindeki büyütecinle kendini incelemeye devam et.

 Çokça tanık olunmuş duygu ve olayların kayıtsızlığı yenilerin baş düşmanı sayılabilir. “Kayıtsızlık şenliği”. Denk geldiğimde etkilendiğim bir ifade olmuştu. Az ve öz. Hep mi şenlik? İlk defa duyumsadığımız o duygu durumunu karşılamak bizi sarsmadı mı? Neyi nasıl tahlil edeceğimiz konusunda fikir sahibi değiliz. İşte, yeniden karşılaştık. Bunu daha önce hissetmiştim. Tanıdık bir sima. Acı tecrübelerimiz için soğuk su. Tanıdık düşmanı alaşağı etmek daha az zahmetli. Peki ya harika bir deneyimi daha sıradan bir hale getirir mi dersiniz? Halihazırda pek çok çiçek bahçesi görmüşsem beni kurak topraklarda gezinmem için ikna etmeye çalışman nafile. Büyük bir tatminsizlik havuzu. Başka bir perspektif: elimizdeki veriler “dahalarımız” için yardımcı niteliğinde olabilir. Burada kanaat işe yaramaz. Hep yukarı. Hep ileri. Hep çiçek bahçelerine. Kapı eşiğinde heyecanla beklediğimiz yenilere!