Dekadans

“Yalvarıyorum kardeşlerim,
Yeryüzüne sadık kalın ve size doğaüstü umutlardan söz edenlere inanmayın.
Zehir saçar onlar farkında olsalar da olmasalar da. Yaşamı aşağılayanlardır onlar.”
-Nietzsche

 Ahlakçılığın zifiri keskinliğine karşı hedonizmin başına buyrukluğu. Tutkularımın kılavuzluğundaki eylemlerim için kendime açıklama borçlu muyum? Halihazırda yaşamımın ahlaki çerçevesini kalın çizgilerle oluşturmuşken. İdealizm buyruğunda kendimin efendisi olduğum yaşam biçimimin haklı gururunu yaşayacağım. Bu durumda kendimin kölesi de oluyorum. Başkasının değerlerinin, normlarının kölesi olmaktansa bu yeğdir. Tamamiyle kendi beyin fırtınamın alegorileri. Bunları neye istinaden oluşturmuş olabilirim ki? Uhrevi yargılara ilişkin duyduğum derin korku ile mi? Üstün empati kaygılarım ile mi? Yoksa azınlık içinde yer alma fikrinin ürkütücülüğü ile başa çıkma gayretini kendimde göremiyor muyum? Azın karşısında çok her zaman galiptir. Öyle mi? Arzularını hayat gayesi addetmiş insanlara küçümseyici gözlerle bakmak kendi ilkeli duruşumun ifadesi olacaktır. Tutkuları zayıflığın bizatihi karşılığı görecek kadar dar pencerem. Onların cılız kişiliklerine atıfta bulunacağım. Güç prensibinden bihaberler. Aşkınlığa karşın içkinlik.

 Erk ve köleliğin hüküm sürdüğü yerde gerçek bir ahlak sisteminden söz edebilir miyiz? Hangi duyguların, yargıların, inanışların esareti altında tutuyorum çetelemi? Duyuyorum savunmaları. Ahlak kütüğünün objektif akla dayandırılması ütopyası ile alay edebilirsiniz. Geçmişimizin ögelerini sırtlanmış yürürken zeminimizi sıfır noktasından oluşturamayacağımız düşüncesi epey anlaşılabilir. Ardımızdaki her şeyi yadsımayı başarabilirsek? O zaman nasıl hisseder, hangi pencereden bakardık? Pencere ardının zindan geleceğine emin gibiyim.

 Gökten geldiğine inanılan kararlar ile oluşturulan ahlak anlayışını ciddiye alınası bulamam. Gerçek dünya ile bağını koparmaya yüz tutmuş her bir şey için endişelenmek gerekir. Süregelmiş ritüellerin peşinde asılı duran yargıları dolduracağım sepetimin çöp kutusundan ne farkı olur? Kendi normlarını yaratma kudretini göstermekten aciz kimseye saygı duyulmamalı. Titrek ellerle oluşturulan yazgılar yüceltilemez.

 Tamam. Kendimden emin olduğumu görüyorum. Eğilim değil seçim. Aklımın en ücrasındakiler de masamda. İrademi demirden örmeye çalışıyorum. Kendimi böyle güçlü hissetmeliydim. Kuşandığım zırhların beni koruması gerekiyorken bu kırılganlık da neyin nesi? Kendimin efendisi olacaktım. Kendi ellerimdeki iplerin bu denli yaralayabileceğini kim bilebilirdi? Önemli bir karar anında olduğumu söyleyebiliriz. Yara izlerini görebiliyorum. Bırakmam gerek ama nasıl? Vücudumu saran bu korku çokça şey ifade ediyor. Sükunetim asaletimdendir klişesine sığınmak mı? Hayatın kuytusunda durmanın müthiş bir özgüven olduğu ne kadar gülünç geliyor şimdi. Fısıltılar değil görkemli haykırışlar duymak istiyor kulaklarım. Ne tuhaf! Hafifliği duyumsadı bile bütün damarlarım. Kuralları sen koymuştun, unuttun mu? Hislerime, varlığımı oluşturan benlere, içimde taşıdığım hiçbir tezatlığa hakaret etmeyeceğim. Yaşamın tam ortasında tüm çıplaklığımla yağmura, çamura aldırış etmeksizin dans etmemeyi şahsıma küfür sayacağım. Ebedi meskenimi buraya kuruyorum.