Gölge

 Haksızlıklar, yolsuzluklar… İçinde öfke uyandıran, seni bencil dinginliğinden alıkoyan nicesi. Olup bitiyor. Seni teğet geçen şeylerden vicdani olarak da sıyrılman daha kolay. Üç maymunu oynamak akıl sağlığını koruma anlamında yardım eli. Bir şeylerden artık daha fazla haberdar oluyor olmanın kötü etkisi diyebilir miyiz? Daha çok görüyoruz, işitiyoruz, daha fazla farkındayız (!). Kabarıyorsun belki de bir şeyler yapmalı, sistem çarklarının düzenini alt üst etmeli diye. Bir olmanın, dayanışmanın hazzı bile damarlarındaki kan akışını hızlandırıyor. Evet, var oldum, buradayım ve öylesine göçüp gitmeyeceğim. Yalnızca kendi yolumdaki dikenlerle ilgilenmenin dışına çıkarak fayda sağlamanın benliğimde yaratacağı aşkınlığı seyredeceğim. Bir şeyler yapıyor olacağım, evet. Hayır. Bu salt bir heyecandan fazlası. Bu kadar pürüzsüz değil. Artık boğuştuğum şeyler yalnızca benim kavgalarım olmayacak. Kavgamız. Üstün bir dava addettiğim o şeyler uğruna mücadele ediyor olmak bencil bir varlık olarak beni dizginleyebilecek mi? ‘Ben’den vermek durumunda kaldığımı hissettiğim o anlarda, hala kendi konforumu bir kenara bırakmayı tercih edebilecek miyim? Raskolnikov’un sorgusundaki gibi, Napolyon zaten Napolyon olarak doğduğu için mi davaya sahipti?

 Toplumsal varlıklar olarak bizler bireysel yaşamı seçtiğimizde suç işlemiş olur muyuz? Toplumsal canlılar olmadığımız itirazında da bulunabilirsin pek tabii.  Kendi iç huzuruma kavuşmak adına hayalete dönüşmem hakkında ne düşünürdün? Neden kenara çekildiğim önemli midir? Karanlıkları aydınlatmak adına kendimi yakmam gerektiğinde bu davayı çoğunuz haklı göreceksinizdir. Benim yanmam yalnızca aydınlık illüzyonu yaratıyor yahut elde ettiğim yalnızca bir amaç uğruna eylemde bulunmanın minik hazzından öteye geçemiyor, değişime ön ayak edemiyor ise bunu haklı bulmaya devam eder miydiniz? En azından bir şeyler için emek sarf etmem takdir edilesi görülebilirdi elbette. İki zıt kutup misali söz etmek zorunda değiliz. İç içe kümeler ancak çizgilerin keskin çizildiğini söylemek de kolay değil. Ben biliyorum. Dünyayı, olayları analiz edebilecek yetkinliği kendimde görüyor, tüm edilgen ögelerin kalp sızılarına kadar hissedebiliyorum. Ahlak çizgisini aşan tüm aykırılıklara karşı büyük tiksinti duyuyor, sayıp sövüyorum. Olması gerekenin dışında kalan her şeye karşın düşmanlığımı, öfkemi canlı tutuyor ve günden güne kinimi besliyorum. Sizi farkındalık sahibi, aydın bir kimse olduğum noktasında ikna edebilmişimdir sanıyorum. Farkındalığımın işe yararlığı noktasında ise tartışabiliriz. Kuraltanımazcı, anarşik bir kimse değilseniz kaldı ki bunu kendini özgür kılmak zanneden hala nice kör insan var, yalnızca kendi ahlaki normlarınızın sınırlarında kalmanız bile bir fayda olarak görülebilir. Kırmızı ışığı gördüğünüzde aracınızı durduruyor olmanız da toplumsaldır böylece toplumsal olarak zararlı bir tümör olmamış olursunuz. Asıl doğru soru belki de şudur: O an kırmızı ışıkta durmanın yol sonunda ulaşacağım pembeliklerden beni mahrum edebileceğini bilmek eylemimde farklılığa neden olur muydu? Basit örnekler ve basit sorular. Çoğu şey gibi.

 Bizzat bize tesiri olmayan soğukların bizi üşütemeyeceğini söyleyebiliriz. Ateşin harlandığını görüyor yahut orada yanıyor olduğunu bilsek de külleri dağılmıyor üzerimize. Yine de ah vah ediyor, keşke böyle olmasaydı diyoruz gördüğümüz tüm karanlıklara. İki yüzlüyüz, kendi karanlıklarımızın telkini olarak kullanıyorsak o yangınları. Şahsen kimseye kızmak istemeyeceğim bir yol ayrımı. Hele ki günümüz dünyasında. Herkesin kendi meditasyonunu sağlaması gerek. Bir şekilde. Hayır, yüz karası olarak görülmemeli. Yorgunluk hafife alınmamalı. Öz hoşgörü. Hassas bir denge. İpin ucu kaçmaya çok hazır. Bıkkınlığın izolasyon istemi ve öfkenin yarattığı hareket arzusu. Savruluyoruz. Tut elimi.