Kaos

 Gün geçmiyor ki dört bir yanımızda yeni bir moda nesnesi belirmemiş olsun. Demode kalmayalım diye her birimizin hep bir ağızdan sloganlarını duymak için kulaklar hep dik. Normallerimizin çizgileri aşınıyor, tahrip ediliyor, sen yine de istersen muhafaza için başkaldır. Pasifize edilecek direnişin seni yalnızlığına mahkum edebilir. Korku, benliğinin görüp görebileceği en ağır filmleri sahneler akıl perdende. “Bir başına” aykırı kalmak yerine “biz” olarak iyi hissetmenin hazzına varabilirsin. Senin de “herkes” ile aynı şeyi istiyor olduğuna dair kendini manipüle etmen için özel çaba sarf etmene gerek bile kalmayabilir. Spot ışıklarının göz kamaştırıcılığı, alışkanlığın dinamik gücü. “Ben de buradayım” diyerek kaldıracağın elinden tutulacağından emin olmak son derece konforlu. Dövüş kulübümüzün temel tek sorumluluğu: sorumsuzluğu içselleştirmek. Varlığımızı onaylatma amacıyla inşa edeceğiz ilişkilerimizi. Ben seni görüyorum, sen de beni. Win win. Yaşatacağımız deneyimler bizden azadedir. Dahili monolog ise elbette yadsınır. Yeni simülasyon: gerçekliğin içinde sanal gerçeklik imkanı.

 Olan biten her şeye dikkat kesilmeyi, bu sayede hiçbir şeyi ıskalamamak gerektiğini iş buyuruyor gibi bize düzen. Ne yaşıyor, nasıl hissediyor, ne ile boğuşuyor olursan ol fark etmez. Sana benimsemen gereken bir yaşam felsefesini dayatıyor: “Hareket hayat kurtarır.” Yalnız olma fikrinin hiç olmadığı kadar karalandığı bir dönem. Algılarımız nasıl da hassas. Kafandaki gürültüden kaçmak için girişeceğin her eylem kazançtır. Durduğumuzda kendimiz ile nasıl başa çıkacağız?

 Yorgunuz her birimiz. Coğrafyanın keskin taşları da var oluşumuzun uğradığı erozyon da çiziyor bedenimizi. Tutunacağımız yerlerin de tahrip edileceğini baştan mı kabullendik? Güven duymamanın sunduğu hoyrat rahatlığı daha huzurlu bulur olduk. Her geçen gün mücadele etmek durumunda kaldığımız onca şey var iken elbette adımlarımızı daha hızlı atmaya çalışacağız. Refleks. Tuhaftır, güvensiz, tekinsiz biri olarak yalnızlığımıza sarılmamız gerekirdi. Yapmadık, yapamadık. Mutsuzluğumuza sahte ortaklar bulmaya çabalar olduk. Yapay imgeler ile doldurduk zihnimizi. Yüzeyselliğin konforu ile pek çok yerde konaklama imkanı bulduk. Dağıldık her yere ama hiçbir yerde de olamadık. Fark ettin mi? Haklıydın Montaigne, 400 yıl önce. Heyecanımızın eşlikçisi merak duygumuz aşinalığını yitiriyor. Yabancıdan daha yabancı. Hiçbirimizin artık eskisi kadar optimist olmadığını kabullenmiş gibiyiz. Daha kendi şeytanlarımız ile uzlaşamamışken bir başkasının dehlizlerine kapı aralama ihtimali mi korkuttu gözümüzü dersin? Kimse kaçış rampalarında bir problem ile karşılaşmayı istemez. Kader kurbanı mı olduk? Katil de kurban da aynı kişi, neden olmasın? Üzgünüm, henüz kendimle dahi tanışamamışken seninle dostluk kurmam mümkün olmasa gerek.

 Sakındığımız yerlerden kırılmayı aşalı çok oldu, artık sakınmıyor değiliz. Hem çok aleni hem de bir o kadar ketumuz. Popüler hayaletler. Kapılar hep açıkken nasıl olur da kurulamayız hiçbir yere gönül rahatlığı ile? Hiç olmadığı kadar yakınız ancak başımızı da yaslayamıyoruz başka omuzlara. Temas ediyoruz ama kimseye gerçekten dokunamıyoruz. Sükunet nostalji nesnesi, sakinlik arzusu pek bir bayağı. Kuraklaşmadı mı ruhlarımız?  Kök salamıyoruz, hep bir kopuk bağlar.